Close
k

Projects

Contact

News

Let's connect

Kırılgan ve belirsiz dönemlerde bile hayatta kalabilmek

Sürdürülebilirlik birkaç kelime ile belki böyle özetlenebilir. Tarihteki her büyük değişim toplumsal, ekonomik ve siyasal hayata yansımıştır. Değişimler karşısında toplumları, ülkeleri, kurumları sürdürülebilir kılan onların değerleridir. Zamanın ruhuna uygun iş yapış biçimlerini geliştirebilmek ise sürdürülebilirliği sağlamlaştırır.

İletişimciler için dünyadaki değişimle birlikte yaşananları doğru analiz etmek ve işi buna göre şekillendirebilmek belirleyicidir. Değişmeyen tek şey olarak belki 1997 yılında uluslararası meslek örgütlerinin çalışmaları ile imzalanan minimum kalite standartları ile mesleki etik kodları sayılabilir. Ölçümleme yollarının standartlaşması, etik kodlarının belirli olması iletişimin uzmanlık olarak değerlendirilmesi anlamına gelir. Burada küresellikten söz edilebilir.

Ancak iş iletişimin “mana” boyutuna geldiğinde, hedef kitle ve paydaşların algılamalarını, tutum ve davranışlarını değiştirebilmek, toplumun yüzyıllardır damıtarak içselleştirdiği değerlerini, kültürel payandalarını anlamak ve iletişimin stratejisini ve planlamasını bunlara göre şekillendirmek ile mümkündür; bu da küresel hiçbir standart ile yönetilemez, sonuç alınamaz.

İletişim alanında önümüzdeki yılların en önemli iki kavramının sosyal fayda ve sürdürülebilirlik olduğunu iddia edersek, konuyu abartmış olmayız. Teknolojiyi, dijital kültürü, Prof. Dr. Acar Baltaş’ın altını çizdiği ‘Dijital Obeziteye’ değil, faydaya ve sürdürülebilirliğe hizmet etmek üzere kullanmak belirleyici unsur olacaktır. Bizleri en çok zorlayan konu teknoloji ile birlikte çeşitlenen mecraların izin verdiği yalan, eksik, manipülasyona açık bilgi kirliliği ortamıdır… Geleneksel mecrada standartları, etik kodları ve iş yapış biçimleri ile yasal süreçleri belli bir yapı varken, bireysel hak ve özgürlükler nispeten korunurken, dijital ortamda özellikle sosyal medyanın sınırsız, sorumsuz, yasal çerçevesi tam olarak şekillenmemiş “düzensizliğinden” söz edebiliyoruz.

Son birkaç senedir bu mecraların güvenilirliği azaldığı için geleneksel mecraya güven otomatik olarak artmış gözükmektedir. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de geleneksel mecra hiçbir zaman önemini yitirmediği için iletişimciler açısından değişen şey, diğer tarafta artan yalan yanlış haberlerin yol açtığı “lekeleri” temizleme işidir.

Kıssadan hisse; iletişimde standartlar gerekli ancak yeterli değildir; aslolan ülkeye, topluma, vatandaşa, paydaşlara, hedef kitleye “mana” ifade eden ‘faydayı’, sürdürülebilirlik çerçevesi içinde yönetme imkân ve kabiliyetini ortaya koymaktır.

Dr. Arın Saydam